ANADOLU ARKEOLOJİSİ

anasayfa  |   bulunanlar  |  kitap  |  belgesel  |  cihaz  |  sorular-cevaplar

 

 

Aşağıda "Evrende Yalnız mıyız?" kitabını bulabilirsiniz.

 

 

EVRENDE YALNIZ MIYIZ?

 

Keşif hikayesi:

2006 yılının 11 Haziran Pazar günü, Ankara’nın sakin yerlerinden birinde gezintiye çıkmıştım.

Çevreyi tanımaya çalışarak, ağaçlara ve çiçeklere bakarak, masmavi gökyüzünü inceleyerek, geniş arazide dolaşıyordum.

Hem yürüyüş yapıyor, hem de temiz hava alıyordum.

Bir ara, birkaç metre ilerde duran bir cisim dikkatimi çekti. Biraz yaklaştım. Cisim bir taştı. Koyu rengi ile çevresindeki taşlardan kolayca ayırt ediliyordu.

Taşa doğru iyice yaklaştım. Avuç içi kadardı. Yerden aldım. Taşı alırken ağırlığını hissettim.

Bu büyüklükteki bir taşın, nasıl bu kadar ağır olabileceğini düşündüm.

 

 

Üzerindeki tozu-toprağı üfleyerek elimle temizledim. Sağına, soluna, üstüne, altına dikkatlice baktım.

Yerden aynı büyüklükte bir başka taş aldım. Ağırlıklarını karşılaştırarak elimde tartmaya çalıştım.

Koyu renkli parlak taş belirgin bir şekilde diğerinden ağırdı. İncelemeye değer bir taştı.

Belli ki mineral içeriği çevresindeki taşlardan farklı idi. “Bu taşın burada olması sıradan bir durum değil” diye düşündüm.

“Acaba buralarda benzer taşlar var mı?” diye sordum kendi kendime. Bu taşa benzer taşları aramaya başladım. Koyu renkli olan, ağır olan, metalik parlaklıktaki taşları…

Yakında bir çeşme vardı, yerleşim yeri yoktu. Ağaçlar, kayalar, taşlar, otlar, çiçekler vardı. Yüzelli, iki yüz metre ileriden bir yol geçiyordu.

Birkaç dakika dolaştım. Çevrede renkleri birbirine benzeyen sıradan taşlar vardı. Bulduğum taşa benzeyen, koyu renkli, ağır, parlak bir taşa rastlayamadım.

Taşı daha sonra daha dikkatli inceleyebilmek için cebime koydum ve oradan uzaklaştım.

“DOTD85” ile karşılaşmam böyle oldu.

 

 

Taşı eve getirip müzik CDlerimi, film DVDlerimi yerleştirdiğim dolabın üstüne koydum. “Vakit bulduğumda alır, incelerim” dedim.

Aradan günler geçti. Taşı orada unutmuştum…

Bir başka gün müzik dinlemek için odaya girdim. Müzik CDlerinin olduğu dolaba doğru yöneldim.

CDleri incelerken dolabın üst tarafında duran taş dikkatimi çekti.

Taşı oradan aldım, masanın yanındaki sandalyeye oturdum. Taşı incelemeye başladım.

Bu taşın bu kadar ağır olmasının sebebi içeriğindeki mineraller olmalıydı. Özellikle demir gibi metalik elementleri içermeliydi ki, bu kadar ağır ve parlak olsun.

Taşın demirce zengin olduğu siyah ve kahverengi renginden de anlaşılıyordu.

Taşı masanın üstüne koydum. “Basit bir test yapayım” dedim. Bu taşın içeriğinde demir, nikel, kobalt gibi elementler varsa mıknatıs bu taşı çekmeliydi.

Bir mıknatıs getirdim. Taşı elime aldım ve mıknatısa yaklaştırdım. Elimdeki taşın hafifçe çekildiğini hissettim.

Sevinmiştim.

“Bu taş herhalde manyetit veya hematittir” diye düşündüm. Çünkü her iki mineral de içeriğindeki yüksek miktardaki demir sebebiyle manyetiktir.

Dünyanın çeşitli yerlerinde bu tür kayaçlara rastlamak mümkündür. Çünkü özellikle demir yaygın bir elementtir.

Mıknatısın manyetik bir taşı çekmesi, mıknatısın mıknatısı çekmesi kadar kuvvetli ve belirgin olmadığından; çekim gücünü hissetmek için çok dikkatli olmak gerekiyordu.

Mıknatıs ve taş birbirlerini çekiyorlarmış gibi gelebilirdi. Bu testin sonucu yanıltıcı olabilirdi.

Şimdi sıra ikinci teste gelmişti. Bu test çok önemliydi.

Manyetik alan tespit cihazı’nı getirdim. Cihazı masada duran taşa yaklaştırdım. Cihazın yön göstergesi belirgin şekilde sapmıştı.

Acaba cihazı ileri-geri hareket ettirirken, elim mi titremişti de yön göstergesi sapmıştı? Ya da cihazı kuzey-güney doğrultusu dışında mı hareket ettirmiştim? Emin olamadım.

Bir deneme daha yapmak istedim. Cihazı masanın üstüne koydum ve yön göstergesi ile beraber ekrandaki sayısal açı değerinin sabitlenmesini bekledim. Bu durum test için uygundu.

Taşı cihaza yaklaştırdım, üzerinde gezdirdim.

Evet, yine sapma vardı. Taşı cihaza yaklaştırdıkça, cihazın dijital ekranındaki manyetik alanın yön göstergesi sapıyor, açı birkaç derece değişiyordu.

Taşı iyice yaklaştırdığımda ise manyetik alanın yön göstergesi iyice sapıyor, açı değeri belirgin şekilde değişiyor, ekranda da “WARN” (uyarı) yazısı beliriyordu.

İşte şimdi anlamıştım.

Bu taş kesinlikle manyetikti. Bu taşın içinde demir, nikel, kobalt gibi metalik elementler vardı.

Bu keşifle birlikte, kafamı kurcalayan birçok sorunun cevabını bulmaya başlayacağım bir yola girmiştim.

Henüz farkında değildim. Taşın meteorit olabileceğini o sırada düşünememiştim.

Aklıma o taş ile ilgili olarak farklı fikirler gelmişti.

Bu taş manyetik olduğuna göre, o bölgede tıpkı bunun gibi manyetik olan başka taşlar olmalıydı.

Oraya tekrar gidip araştırma yapmalı, bu taş gibi manyetik özelliğe sahip başka taşlar varsa bulmaya çalışmalıydım.

“Çünkü eğer benzer manyetik kayaçlar bulabilirsem, incelenmeye değer bir maden yatağı keşfetmiş olabilirim.” dedim.

Birkaç hafta sonra, yanıma manyetik alan tespit cihazını alarak o bölgeye gittim. Taşı bulduğum yerde yaklaşık iki yüz metre çapında bir daire içinde dolaştım.

Saatlerce araştırma yaptım.

Fakat diğerlerinden belirgin şekilde koyu renkli olan, ağır olan, parlak olan, manyetik olan bir taşa rastlayamadım.

Önceden bulmuş olduğum taş dışında, o bölgede yaptığım tüm araştırmalara ve testlere rağmen, başka manyetik taş bulamadım.

Orada bulunan taşlar ve kayalar, renk ve ağırlık olarak birbirlerine çok benziyorlardı. Herhangi bir taşı diğerlerinden farklı kılan bir özellik görünmüyordu. Hepsi sıradandı.

Gözle yapılan testlerden sonra, manyetik alan tespit cihazı ile çeşitli taşlar üzerinde testler yaptım. Fakat hiçbir taş cihazın manyetik alan yön göstergesini saptırmadı.

Elime alarak ağırlığını test ettiğim taşların hiçbiri, normal taş ağırlıklarından farklı değildi. Yani ortamda işime yarayacak anormal bir durum yoktu.

Yüzey araştırmalarında, aradığım manyetik özelliklerdeki bir kayaca rastlamamıştım.

Önceden bulduğum taşa cihaz sinyal veriyordu. Demek ki, o bölgenin yüzeyinde bulunan taşlar içinde sadece bu taş manyetikti.

Cebimde götürdüğüm koyu renkli, parlak, manyetik taşa baktım. Sağını, solunu, altını, üstünü tekrar inceledim.

Bulduğum ve o bölgede benzeri olmayan bu taş ne idi? Bu taşın orada ne işi vardı?

Orada bulunan bir başka kayanın parçası değilse, yakınında benzer özelliklere sahip başka taşlar ve kayalar yoksa, bu taş neden oradaydı?

Anlaşılan bu taş buraya ait değildi. Bu taşın burada olmasının başka bir sebebi olmalıydı. Buraya gelmesinin farklı bir hikayesi olmalıydı.

 

Terimlerin açıklanması:

Mıknatıs:

Manyetik alan üreten maddedir. Demir, nikel, kobalt gibi çok güçlü manyetik özelliği olan bazı metalleri çeker.

İki mıknatısın eş kutupları birbirini iterken, zıt kutupları birbirini çeker.

Mıknatısın kuzey (N) ve güney (S) olarak iki kutbu vardır.

 

 

Mıknatıslanabilen cisimlerin içinde kuzey (N) ve güney (S) kutuplar bulunur.

Cismin içindeki kutuplar, cisim mıknatıslanmadan önce düzensiz moleküler gruplar halindedir.

Cisim manyetik hale geldiğinde, cismin içindeki bu grupların bir çoğu aynı doğrultuya gelerek cismin toplam manyetik alanına katkıda bulunur.

Böylece tek bir manyetik alan ve tam bir manyetik kutupluluk elde edilir.

 

 

Manyetik alan:

Mıknatıssal veya manyetik alan, bir mıknatısın mıknatıssal özelliklerini gösterebildiği alandır.

Mıknatısın çevresinde oluşan çizgilere, mıknatısın o bölgede oluşturduğu manyetik alan çizgileri denir.

Manyetik alan çizgilerinin yönü kuzeyden güneye doğrudur.

 

Manyetik kutuplar:

Bir mıknatısı kütle merkezinden astığımızda; bir ucunun kuzeyi, diğer ucunun güneyi gösterdiğini görürüz.

Kuzeyi gösteren uca mıknatısın kuzey kutbu (N), güneyi gösteren uca ise mıknatısın güney kutbu (S) denir.

Mıknatısın aynı kutupları birbirini iter, zıt kutupları ise birbirini çeker.

Bilimsel adı manyetit olan doğal mıknatıs, kristal yapılı bir demir cevheridir.

Manyetik kutup özelliği taşıyan nikel, kobalt gibi özel maddeler mıknatıs haline getirilebilir.

Bunun için, bir mıknatıs ile temas ettirilmesi veya yerkürenin manyetik yönüne paralel bir şekilde yerleştirilip sert bir darbe uygulanması gerekir.

Bütün maddeler proton, nötron, elektron gibi parçacıklardan oluşur.

Bu parçacıkların hareketleri onlara bir manyetik alan gücü kazandırır.

Bu prensibe göre, tüm maddelerin manyetik olması gerekir, ancak maddelerin manyetik güçleri farklıdır. Bunun sebebi de parçacıkların dizilimidir.

Örneğin; parçacıklar çok sık dizilmişse, her biri diğerinin manyetik alanını ortadan kaldırır. Bu dizilim, mıknatısta en yüksek çekimi oluşturacak biçimdedir.

Bir atom içinde elektronlar, yörüngelere dizilmiş çiftler halinde ya da tek tek bulunabilir.

Çift halinde iseler, dönüş yönleri birbirine terstir. Bazı atomlarda çift olmayan elektronlar bulunur.

Tüm mıknatıslar çift olmayan elektronlara sahiptir ama çift elektronlu tüm atomlar manyetik olmayabilir.

Mıknatıs kutuplarını belirlemek için kuzey ve güney ifadeleri kullanılır. Bu aslında yerkürenin manyetik alanı ile benzeşir.

Yerküreyi bir mıknatıs gibi düşünebiliriz.

Kendi haline bırakılan bir mıknatıs kuzey-güney yönünü bulacaktır. Kuzey Kutbu’nu gösteren tarafı pozitif kutup, Güney Kutbu’na dönük tarafı ise negatif kutup olarak adlandırılır.

Elimize bir çubuk mıknatıs alıp onu bir şekilde ikiye bölebilirsek, ayrı iki mıknatıs elde ederiz ve onun da aynı şekilde kutupları olur.

Bu iki kutbun çekim gücü birbirine eşittir. Kutup dediğimiz kısımlar, atomların diziliminden ötürü, manyetik alanın en güçlü olduğu noktalardır.

 

Yerin manyetik alanı:

Yeryüzü çekirdeğinin içi katı, dışı sıvı demirdir. Bu maddeler hareket ederek kendi manyetik alanlarını oluşturur.

Atomların yeterli bir güçle ve düzenli bir şekilde yer değiştirmesi ve yönlenmesi kalıcı mıknatıslanmaya neden olduğundan, dünyanın kabuğunda kalıcı mıknatıslanma yaratılır.

 Dünyayı, etrafı manyetik alanla çevrelenmiş, büyük, küresel bir mıknatıs gibi düşünebiliriz. 

 

 

Dünya'nın manyetik alanı, dünyanın merkezine konmuş çubuk bir mıknatısın (dipol) oluşturduğu manyetik alana benzer.

Bu dipolün ekseni, dünyanın dönme ekseniyle 11 derecelik bir açı yapar. Bu da coğrafik kuzey ve güney kutuplarının, manyetik kuzey ve güney kutuplarından farklı yerlerde olduğunu gösterir.

Dünya'nın manyetik alanı vektörel bir büyüklüktür. Dünya üzerinde herhangi bir yerdeki manyetik alan, bu vektörün yönü ve şiddetiyle tanımlanır.

Genellikle bu vektörün bileşenleri olan manyetik deklinasyon (D), yatay bileşen (H) ve düşey bileşen (Z) ölçülür ve bu üç bileşenden manyetik alan hesaplanabilir.

Manyetik alan değişik yerlerde farklı değerlere sahiptir ve bölgesel değişimlerin yanı sıra zamana bağlı olarak da değişir.

Manyetik alanın bazı değişmez özellikleri vardır. Kutuplarda eğim açısı (inklinasyon açısı (I)) diktir ve yatay bileşen sıfırdır. Kutup üzerinde D açısı tanımsızdır, ölçülemez.

Manyetik ekvator eğim açısının (inklinasyon açısı, (I)) sıfır olduğu yerlerdir. Bu bölgelerde manyetik alanın düşey bileşeninin bir değeri yoktur.

Manyetik ekvator sabit değildir, çok yavaş da olsa hareket halindedir.

 

Manyetit:

Kimyasal bileşimi: Fe3O4
Kristal sistemi: Kübik
Kristal biçimi: Çoğunlukla oktahedral kristalli; masif, tanesel
İkizlenme: { 111} yüzeyinde olağan
Sertlik: 5,5 – 6,5
Özgül ağırlık: 5,175 – 5,197
Renk ve şeffaflık: Demir siyahı, grimsi siyah; opak
Çizgi rengi: Siyah
Parlaklık: Metalik
Ayırıcı özellikleri: Kuvvetli manyetiklik (mıknatıs) özelliği, rengi ve çizgi rengi ile ayrılır.
Bulunuşu: Sülfit yataklarında, metamorfik kayalarda, pegmatitlerde ve değişik magmatik kayalarda oluşabilen bir demir mineralidir. Kontakt ve rejyonal metamorfik kayalarla, yüksek sıcaklıktaki hidrotermal damarlarda sıkça rastlanır.

 

Hematit:

Kimyasal bileşimi: Fe2O3
Kristal sistemi: Trigonal
Kristal biçimi: Genellikle ince ya da kalın levhamsı kristaller, rombohedral, piramidal ve nadiren de prizmatikdir.
İkizlenme: Penetrasyon ikizi tipiktir.
Sertlik: 5 – 6
Özgül ağırlık: 5,26
Renk ve şeffaflık: Çelik grisi-siyah, opak
Çizgi rengi: Kırmızı - kırmızımsı kahverengi
Parlaklık: Metalik
Ayırıcı özellikleri: Kırmızı çizgi rengi ve sertliği, kristal şekli ayırıcı özellikleridir.

Bulunuşu: Yaygın olarak bulunan hematit, önemli bir demir mineralidir. Hidrotermal damarlarda ve magmatik kayalarda aksesuar minerali olarak bulunabilir. Volkanik kayalarda, birçok metamorfik kayada, kontakt metamorfik yataklarda, birincil veya ikincil olarak sedimanter kayalarda yaygın olarak oluşabilir.

 

Kararın verilişi:

Arazi testlerinden bir sonuç elde edememiştim. Bulduğum taş ile benzer özelliklere sahip başka taşlar bulamamıştım.

Yakın çevrede önceden keşfedilmiş bir maden yoktu. İşletilen bir maden ocağı da yoktu.

Arazideki test sonuçları gösteriyordu ki; bu durum garipti, bu taş farklıydı ve bu taş bir şeylerin işaretiydi.

Belli ki bu taş buralara ait değildi. Peki, bu taş buralara ait değilse, buraya nasıl gelmişti?

Birileri getirip bırakmış olabilir miydi? “Arazinin ortasına kim, neden bıraksın bu taşı” diye düşündüm.

Dünyanın birçok yerinde manyetit ve hematit gibi manyetik mineraller vardır. Bu minerallerin olduğu yerlerdeki araştırmalarda benzer özelliklere sahip başka numuneler bulmak mümkündür.

Fakat bu örneğin çevresinde kendine benzer özellikler taşıyan başka taş yoktu.

Eğer birileri buraya getirip bırakmadıysa, bu taş dünya dışından gelmiş olabilirdi. Dünya dışından gelen taşların çoğunluğu manyetikti.

Kararımı vermiştim. Bu taş meteoritti. Bu taş göktaşıydı.

Çevresindeki tüm taşlardan farklıydı, ağırdı, metalik parlaklığı vardı, manyetikti. Siyah - kahverengi renkli bir taştı. Bulunduğu bölgede bir benzeri yoktu.

“Dünya dışından olup da, dünyada olan ne olabilir?” diye düşündüm. Bu soruya “meteoritler” dışında bir cevap bulamadım. Evet, meteoritler, dünyadaki dünya dışı tek cisimdiler. Onlar uzayın hazineleriydi.

Dünya dışından geldiğine inandığım bir maddeyi ilk kez bu kadar yakından inceleyebiliyordum. Hayatımda ilk kez bir meteoriti elime alıyordum.

Heyecanlıydım.

Bu göktaşının adı bundan böyle “DOTD85” olacaktı.

 

Terimlerin açıklanması:

Meteoroid:

Bir asteroidden küçük, bir atomdan büyük olan ve uzayda hareket eden maddelere meteoroid denir.

Asteroid:

Bazı açıklamalara göre 10 metreden, bazı açıklamalara göre de 50 metreden daha büyük çapı olan, gezegenlerden daha küçük olan gök cisimlerine asteroid denir.

Meteor:

Atmosfere giren ve sürtünme sebebiyle arkasında belirgin ışık oluşturan meteoroidlere meteor denir.

 

Meteorit:

Atmosfere giren meteoroidler, sürtünme sebebiyle arkalarında belirgin bir ışık bırakırlar ve meteor adını alırlar. Meteorların büyük çoğunluğu sürtünme sebebiyle yeryüzüne ulaşamadan yok olur. Yeryüzüne ulaşan meteorlara, meteorit denir. Meteoritlere göktaşı da denir.

Tektit:

Meteoritler yer çarpınca çevreye yayılan, sıcaklık ve basıncın etkisiyle eriyip soğuduktan sonra sertleşen, dünyaya ait olan birkaç santimetre çapındaki kayaçlara tektit denir.

 

Meteoritin düşündürdükleri:

Bu meteorit artık hayatımda önemli bir cisim olmuştu. Ona daha farklı bir gözle bakıyor, inceledikten sonra özenle yerine yerleştiriyordum.

Bu meteorit, hayatımın ancak belli dönemlerinde hatırladığım bazı konuların sürekli aklımda kalmasını sağladı.

Günlük koşuşturma içinde geri planda kalan bazı gerçekleri yani uzayı, evreni, gezegenleri, yıldızları, hayatı, evrende varolabilecek diğer canlıları artık daha sık düşünüyorum.

Bu meteorit;

- dünyaya gelmeden önce neredeydi?

- neden yola çıktı?

- ne zaman yola çıktı?

- ne kadar yol aldı?

- dünya oluşmadan önce yola çıkmış olabilir mi?

- yolculuğu sırasında hangi olaylara şahit oldu?

- hangi gezegenlerin, hangi yıldızların, hangi galaksilerin yakınından geçti?

- yolculuğu sırasında hangi çekimlerin etkisinde kalıp savruldu?

- yolculuğunda asteroidlerle, kuyrukluyıldızlarla, meteoroidlerle çarpışma tehlikesi atlattı mı?

 

Bazı geceler uzanıyorum, gözlerimi kapatıyorum. Kafamdaki diğer tüm düşünceleri siliyorum.

Bu konuyu düşünmeye başlıyorum.

Meteorite, uzaydaki o çok uzun ve sessiz yolculuğunda eşlik ettiğimi hayal etmeğe çalışıyorum.

Günler, haftalar, aylar, yıllar, onyıllar, yüzyıllar, binyıllar….Belki de milyon yıllar boyunca…Gidiyor, gidiyor, gidiyor…Sessiz uzayda ilerliyor.

Bazen korkunç geliyor, bazen eğlenceli geliyor, bazen heyecanlı geliyor bu yolculuk…

Meteorit sonunda dünyaya ulaşıyor… Atmosfere giriyor… Sürtünerek yere doğru ilerliyor… Yeryüzüne düşüyor...

Uzun yolculuk şimdilik son buluyor… Ama, yeni bir macera başlıyor…

Bekliyor…Bekliyor…Bekliyor… Günler, aylar, yıllar, yüzyıllar… Belki de bin yıllar… Birinin onun farkına varmasını sabırla bekliyor…

Ne zaman düştü acaba yeryüzüne? Ne kadar bekledi fark edilmeyi? Ne yağmurlar, karlar, depremler, seller, rüzgarlar gördü?…

Ne medeniyetlere, savaşlara, varoluşlara, yokoluşlara şahit oldu?…

Bu konuyu her düşündüğümde, farklı cevaplar buluyorum kafamda.

Bir süre sonra en önemli kısma geliyorum…

Neden geldi?..Nereden geldi?

 

Bazı bilim adamlarına göre dünyaya hayatı getiren bir meteorit. Onlara göre meteoritin üzerinde dünyaya gelen ilk canlı, buradaki şartlar uygun olduğunda yeni hayatına başlıyor, evrimleşiyor ve bu süreç bizlere kadar uzanıyor.

Eğer bilim adamlarının söyledikleri doğru ise, dünyaya gelen ilk canlının geldiği yerde başka canlılar da olabilir.

Dünyayı ilk canlıyı getiren meteorit gibi, başka meteoritler de diğer gezegenlere canlılar götürmüş olabilir.

Meteoritin geldiği yer uzayın derinlerinde mi? Yoksa uzayın sonunda mı? Orada başka canlılar yaşıyor mu? Yaşıyorsa nasıl canlılar?

Uzayda yıldızlar ve gezegenler oluşuyor, gök cisimleri çarpışıyor, galaksiler yok oluyor, vs.

Bu dünyada hayat doğrularla ve yanlışlarla devam ediyor olsa da, biz bu karmaşa içinde bazı şeyleri unutuyor olsak da, evrenin bir yerlerinde sürekli bir şeyler oluyor.

Meteorlar, dünya atmosferine girerek ışık saçıyor ve bir süreliğine de olsa tüm dünyanın gözlerini o yöne çevirmesini sağlıyor. İnsanların uzayı, evreni, hayatı bir kez daha düşünmesine sebep oluyor.

Bizleri uykudan bir süreliğine uyandırıyor.

 

Taş, gerçek meteorit mi?

Dünyada keşfedilmemiş sayısız meteoritler var.

Bunlar, dünyanın var oluşundan bu yana dünyaya gelmeye devam ediyor. Her gün yenileri yer yüzüne ulaşıyor.

Hepsi aranmayı, bulunmayı bekliyor.

Bu taşın meteorit olup olmadığını kesin olarak anlamak için laboratuvarda kesitler alıp birçok test yapmak gerekebilir.

Ancak buna gerek olduğunu düşünmüyorum.

Çünkü bu taş gerçek meteorit olmasa bile, sebep olup düşündürdükleri benim için çok önemlidir.

Benim için bu taş, meteorit olduğunu düşündürerek yapması gereken görevi fazlasıyla yapmıştır.

Meteorit başımı gökyüzüne çevirmemi sağlıyor, gidemeyeceğim yerleri zihnimde canlandırmama yardımcı oluyor.

Soruyorum kendi kendime; “Bu kadar geniş evrende, milyonlarca, milyarlarca gök cismi içinde, sadece dünyada mı hayat var? Sadece dünyada mı canlı var?”

 

Tespit yöntemi ve manyetik alan tespit cihazı

Meteoritler dünyanın oluşumundan beri yeryüzüne gelmektedir. Sayısız meteorit dünyaya düşmüştür ve düşmeye devam etmektedir. Meteoritleri tespit etmenin birkaç yolu vardır. Bu yolların en kolay ve en güvenilir olanı manyetik alan tespit cihazı ile araştırma yapmaktır.

 

Dünyanın manyetik mineralleri:

Dünyada meteoritler dışında manyetik olan birçok kayaç vardır. Bu kayaçlarda demir mineralleri olan Hematit’e ve Manyetit’e rastlanabilir.

Manyetik alan tespit cihazı, manyetit ve hematit gibi manyetik mineralleri içerdiği için manyetik şiddetleri çok güçlü olan kayaçlara yaklaştırılınca sinyal verecektir.

Manyetit, hematit gibi mineralleri içeren manyetik kayaçlar, büyük kütleler halinde, yüzeye veya toprak altına yayılmış olarak bulunur.

Araştırmalardaki testlerde; tek bir taşın manyetik olup çevresinde başka hiçbir taşın manyetik olmadığı durumlarda, manyetik olan taşın meteorit olma ihtimali yüksektir.

Arazide birçok taş ve kaya manyetikse, bunlar meteorit değil, dünyaya ait manyetik kayaçlar olabilirler.

Bu şekilde; hangi taşın dünyaya ait olup hangi taşın dünya dışı olabileceğini, kesin olmamakla beraber, ayırt etmek mümkündür.

 

Antik dönemdeki durum:

Anadolu’nun birçok yerinde, milattan önce yeryüzüne düşmüş olan meteoritlerin izlerine rastlanabilir. Bu beklenmedik olayın o dönem insanları tarafından kayda alınmış olması gerekir.

Antik çağda doğa olaylarının nasıl meydana geldiği bilinmediğinden, meteoritlerin kutsal olduğuna inanılıyor olabilir. Meteoritler tanrıların birer armağanı olarak görülüyor olabilir.

Tabletler dikkatle incelendiğinde, farklı medeniyetlere ait olan, meteoritlerin de dahil olduğu astronomik bilgilere ulaşılacaktır.

Antik kentlerdeki taşları test etmek faydalı olabilir. Bu testler sırasında taşlara dokunmamak, onlara zarar vermemeye özen göstermek gerekir.

Bu konuyla ilgili olarak Hititlerin başkenti olan Hattuşa’da kısa süreli yüzey araştırmaları yaptım. Fakat manyetik bir kayaca rastlayamadım.

O dönemlerde, o bölgelere veya Hitit kentlerinden herhangi birine meteorit düştüyse, o meteoritin başkent Hattuşa’ya getirilerek muhafaza edilmiş olabileceğini düşünüyorum.

Bazı kaynaklarda bu konuyla ilgili şu açıklamalara rastladım:

"Bütün toplumların efsanelerinde, demirciye tanrısal nitelik verilmesinin kaynağında, insanoğlunun tarihte ilk kullandığı demirin meteor kaynaklı olması yatar. Meteorlar neredeyse tümüyle demir nikel alaşımından oluştuğundan ilk kullanılan demirden aletlerde nikele bolca rastlanmıştır. Bu yüzden Mısırlılar demire göğün armağanı, Sümerler ise göğün madeni demişlerdir (gök metali anlamına gelen en eski kelime 'ANBAR' Sümerce'dir) ve kutsal saymışlardır. Kutsallığından dolayı Mısırlılar koruyucu tılsımlarını demirden yapmışlardır. Mayalar, İnkalar ve Aztekler sadece meteor demirini kullandıkları ve maden ergitmeyi bilmedikleri için demiri altından daha değerli saymışlardır."

 

Meteorit araştırması:

Meteorit araştırması; bilinmeyenlerle dolu olan evrenle ilgili soruların cevaplarını alabilmek için kişinin kendi kendine attığı bir adımdır.

Bu araştırma, kişinin düşünce dünyasının sınırlarını genişletir. Kişiyi hayal dünyasında yolculuğa çıkarır.

Dünyanın var oluşundan bu yana yeryüzünün hemen her yerine düşmüş olan meteoritleri düşünürsek, sayılarının hiç de az olmadığını görebiliriz.

Her gün dünyanın birçok yerine meteoritler düşmektedir.

Meteoritleri incelemeye başlamak, bazı bilinmeyenlerin cevaplarını araştırarak düşünmek ve yorumlayabilmek için bir fırsattır.

Manyetik alan tespit cihazı ile dışarı çıkmanın vakti gelmiş olabilir.

 

Taşların ve kayaların testi:

Manyetik alan tespit cihazı ile taşları ve kayaları test ederek, manyetik özelliğe sahip olup olmadıklarını anlayabiliriz.

Manyetik olduğunu düşündüğümüz bu taşların meteorit olma ihtimali vardır.

  

Meteoritin yolculuğunu hayal etme:

Bir meteoritin uzun yolculuğunu hayal edebilmek için elimize bir meteorit almak çok faydalı olacaktır. Çünkü o cismin varlığını hissetmek, yolculuğun hayalini daha iyi kurmamıza yardım edecektir.

İnsan, bu yolculuğu hayal ettikten sonra, gördüklerini şekillendirerek kafasındaki sorulara kendince gerçekçi ve mantıklı cevaplar bulabilir.

Henüz bir meteorit bulmadan düşünmeye başlamak da mümkündür ve yararlı olacaktır.

- Rahat bir koltuğa oturun.

- TV, radyo gibi aygıtları kapatın.

- Ortamın sessiz olmasını sağlayın.

- Işıkları söndürün.

- Gözlerinizi kapatın.

- Kafanızdaki tüm düşünceleri yavaş yavaş silin.

- Rahatlayın.

- Birkaç kez derin nefes alın.

- Vücudunuzun gevşediğini hissedin.

- Oturduğunuz koltuktan yavaşça havalandığınızı düşünün.

- Odadan yukarı doğru çıkın, evin çatısından gökyüzüne doğru süzülün.

- Gökyüzünde ilerleyin.

- Atmosferi aşın.

- Uzaya ulaşın.

- Dönüp, arkanızda bıraktığınız o mavi gezegene, dünyaya bir bakın. İnsanları düşünün. Hayatı düşünün.

- Yolunuza devam edin.

- Uzay boşluğunda kayarak ilerleyen bir göktaşını hayal edin.

- Uzayın sessizliğinde ilerleyen bir göktaşı…

- Bu göktaşı yanınıza gelsin.

- Nereden geliyor?

- Nereye gidiyor?

- Ne zamandır yolda?

- Ne kadar yolu var son durağına?

- Dünyaya mı geliyor yoksa?

- Ne zaman ulaşacak?

- Sessizliği, bilinmezliği gözleriniz kapalıyken hissedin.

- Hayal etmeğe devam edin.

- Göktaşının üstüne çıkın.

- Uzayda birlikte süzülmeye başlayın.

- Yanlarından geçtiğiniz yıldızlarda, gezegenlerde olup bitenleri görmeğe çalışın.

- Patlamalara şahit olun, fırtınaları izleyin.

- Yanınızdan geçen kuyrukluyıldızlara bakın, arkalarından bir süre takip edin.

- Göktaşının çevresine bakın, uçsuz bucaksız görünen kapkaranlık uzayın içinde parlayan uzaklardaki gökcisimlerini izleyin.

- Gezegenlerin yanından geçerken ve orada olan olayları gözlemlerken, sesleri duyabildiğinizi varsayın.

- Gezegenlerden gelen seslerin nasıl olabileceğini düşünün.

Dünyada şu ana kadar hiç kimsenin görmediklerini görüyorsunuz.

Hiç kimsenin hissetmediklerini hissediyorsunuz. Belki de hiç kimsenin farkına varmadıklarının farkına varıyorsunuz.

Bir göktaşı yolculuğuna şahit oluyorsunuz…

Saatler, günler, haftalar, aylar, yıllar, on yıllar, yüzyıllar geçiyor.

Seyahat böyle devam ediyor. Belki binlerce yıl, belki de milyonlarca yıl boyunca…

Kaç gezegen, kaç sistem, kaç yıldız, kaç kara delik, kaç galaksi gördünüz bu seyahat sırasında…

Kaç gökcisminin yanından geçtiniz?

Kaç kez başka gök cisimleriyle çarpışma tehlikesi atlattınız?

Kaç kez bir yıldızın veya gezegenin çekim alanına girmekten kurtuldunuz?

Kaç kez patlayan ve yok olan yıldızların, çarpışan başka gök cisimlerinin yanından geçerken yörüngeniz değişti?

Kaç kez savruldunuz uzayın bir tarafından diğer tarafına?

Hayal dünyanızda bunları düşünerek canlandırabilir, aklınızdaki sorulara bu gerçekçi hayaller ile cevap bulmaya çalışabilirsiniz.

Arazide bulduğunuz bir göktaşını alıp, gerçeklerden kopmadan hayal dünyasına dalabilirsiniz. Belki de dünyada ilk olarak siz, o taşın bir göktaşı olduğunu bilerek elinizde tutuyorsunuzdur.

 

Son söz:

Evrende yalnız mıyız?

Meteoritler dünyaya düşerek, uzayın ötesinde veya uzayın derinliklerinde bir başka canlı türü olup olmadığını araştırmamız gerektiğini bize hatırlatır.

Konuyla ilgilenen insanlar, bulabildikleri göktaşlarına hissederek dokunduklarında, onların uzun yolculuklarında eşlik edebilirler.

Bu sayede; gidemeyecekleri yerlerden gelen bu gizemli taşların geldiği yerleri gözlerinde canlandırabilir, oralarda canlı olup olmadığını hayal dünyalarında sorgulayabilirler.

Bu yöntem; sınırlı zeka düzeyi ve sınırlı bilgisi olan dünyadaki bir bireyin, bir türlü cevap veremediği soruların cevaplarını alabilmesi için en kolay yollardan biridir.

Evrenin bir parçası olan insanın, bireysel araştırmalarının ve hayallerinin yardımıyla şekillendirdiği bir cevaplar evreninin olması faydalıdır.

Bulduğum meteoriti düşünüyorum.

Onun uzun yolculuğunu ve sonsuz denilen evreni düşünüyorum.

Milyonlarca, milyarlarca gök cismini düşünüyorum.

Bu kadar kalabalık olan evrende küçücük olan dünyayı düşünüyorum.

Bu dünyada meteoritleri aramaya devam ediyorum.

Evrende yalnız mıyız sorusunun cevabını artık kendi kendime vermeğe başlıyorum.

Şimdi sıra sizde…

Sizce evrende yalnız mıyız?...

 

Ankara, Ağustos 2007

 

 

 

anasayfa  |   bulunanlar  |  kitap  |  belgesel  |  cihaz  |  sorular-cevaplar

 

 

 

Copyright 2010, anadolu arkeolojisi, Adres: Uzgörenler Sok. No.14 Pasaj-7 Demirlibahçe Ankara

Tel: (0312) 3625564, Faks: (0312) 3628894, E-posta: ozdemirliltd@hotmail.com